Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Veba Salgını ve Hacıahmetlerliler

Mehmet ARSLAN 31 Ekim 2020 Diğer Yazıları 144 -A+

VEBA SALGINI ve HACIAHMETLİLER

Bu Belgeler Hacıahmetliler’e Hediyemizdiri!
Ahmetlerli misiniz, değil misiniz?
Mehmet ARSLAN

İlk ve ortaçağın en amansız hastalıkları; Kolera, Sıtma, Tifo, Tifüs, Verem, Veba ve Çiçek’miş. Bu hastalıklardan Veba “kara ölüm”, 1830’larda, atalarımızı da vurmuş.

Veba-Taun virüsü; çok geniş bir sıcaklık (-2°C ile 45°C) ve pH (5,0 ile 9,6) aralığında çoğalabilirmiş. 28°C'de ve pH 7,4 olduğu zaman ise en uygun büyüme ortamı buluyormuş. Balgam ve pire dışkısı içerisinde, oda sıcaklığında uzun süre canlı kalabilir; dondurulursa, 25 yıl canlılığını koruyabilirmiş. Güneş ışığına ve ısıya karşı da oldukça duyarlı olduğu için konak/ev dışında uzun süre varlığını devam ettiremezmiş. Genel inanca göre, hastalık sonucunda; deri altı kanamaları yüzünden deride "siyah lekeler" oluştuğu için Veba’ya "Kara Ölüm" adı verilmiş. Bulaşıcı olduğu için, veba hastalarından herkes uzaklaşırmış.

İşte bu “kara ölüm” denen Veba, İmparatorluk coğrafyasında, 18. yüzyılda başlayıp 19. yüzyılın ortalarına kadar sürmüş.

1346, 1362, 1438, 1641, 1692, 1760 ve ada nüfusunun üçte birinin öldüğü 1835 Kıbrıs adasında Veba salgınları olur. Antalya ile “…Kıbrıs arasında ticaret, göç ve Kıbrıs Paşalığı'nın idari yapısı -Anadolu'nun Alanya, İçel, Tarsus ve Sis sancaklarını da içeren, yani Köprü Çayı boyunca uzanan Teke Sancağı sınırına kadar olan güney sahilini denetim altında tutan Osmanlı İmparatorluğunun 1571-1670 arasında kurduğu idari yapı- nedeni ile ilişkileri vardır.” (www.akmedadalya.com)

Bu tarihlerde (1830-31 yıllarında) atalarımız; Kozlu (Kapuz) çayının/Ahmetler Bükü (Hacıobası’nın) oralarda sahile yakın oturmaktadırlar ve önceleri Alara Kalesi, veba salgını sırasında da Alanya Kalesi Tımarlı Sipahilerine vergilerini ödemektedirler.

Köyümüz camisinin yapımına ilişkin 1839 tarihli “HAT” tan öğreniyoruz ki 1830’larda Kıbrıs’ta başlayan veba salgını, Kıbrıs’tan Alanya limanına gelen gemilerle gelip atalarımızı da vurur. Bu salgında; köyümüzün insanları, en önemlisi de önderleri kırılır ve çevresinde büyük güç sahibi olan Ahmetler Köyü dağılır, insanımız yöneticisiz ve sahipsiz kalır.  Hatırlayalım, Çimi’nin Ahmetler Yaylası’na saldırıları tam da bu yıllarda başlar. (8 No.’lu Adana Ahkam Defteri Sy. 148: yıl 1843)

Geleneksel anlayışa göre, veba salgını olan yerler, bir nevi “lanetlenmiş” yerlerdir; oralar terk edilir. Belli ki salgın ve bu anlayış nedeniyle atalarımız; önce “Aşağıköy”e, sonra “Sokmaağzı/Taşharman”a ve en sonunda da 1840 ve 1860 yılları arasında şimdi oturduğumuz Güğlen dağı eteklerine gelip konarlar.

Mezar taşları tarihin ipuçlarını da verir. Geçen yıl Hebilbey Köyü mezarlığındaki bir mezar taşında “Ayşe ÖZ 1287 (1870-71) - 1949” tarihini okumuştum. Tarihsel kroniği doğruya yakın yakalayabilmek için köy mezarlığımızdaki  tarihleri de taramak ve Osmanlı Arşivleri’ndeki Temettüat ve Nüfus Defterleri (1830-1860) ile eşleştirmek gerekir. O zaman tarihler daha da netleşir.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Fon: ML. VRD TMT: 16251’ de kayıtlı H.1260/M.1844 tarihli “Karye-i Ahmedler”/Ahmetler Köyü başlığı altında Hacıahmetli’ler, 27 haneden oluşan Ahmetler’in bir mahallesidir.

Buyursunlar, bu bulgular, Hacıahmetli’lere benden bayram hediyesidir.
Temettüat Defterini okusunlar, atalarını bulsunlar, düşünüp taşınsınlar, bazıları vicdanlarına sorsunlar, Ahmetler Köyü ile bağlarını yeniden sorgulasınlar! Sorgulasınlar ki birilerinin sinsi emellerine alet olmasınlar, kimsenin piyonu ve oyuncağı olarak da karşımıza çıkmasınlar… Hacıahmetli’nin adı bile ortak atalarımızdan geliyor. Okur yazarları ortaya çıkıp tarihi incelesinler… Ortak geçmişimize sahip çıkalım ve yüz yıldır oynanan bu traji-komik  tiyatro “oyununu” elbirliğiyle bozalım.

Mustafa Koç’un notu:

“Aslını saklayan haramzadedir”

Hacıahmetli dostlarımızın durumunu, Osmanlı arşivinden bulduğumuz 27 haneli Ahmetler Karyesi kayıtları kanıtlamaktaysa da bildiğimiz başka geröekler de var. Düne kadar Ahmetler köyüne bağlı bir mahalledir Hacıahmetli. Üstelik Yörük gelenekleri ve sürüleri yoktur. Arıcılık ve büyük baş hayvanla uğraşırlar ve yaylaya çıkarlar. Bizim mahallemiz oldukları için de Ahmetler Kuyusunda otururlar. Öyle hazin bir çelişki var ki hem Manavgat Ahmetler’e bağlı bir mahallede yerleşiktirler hem de “Biz Çimiliyiz” derler.

Bir Türk atasözü; “Aslını saklayan haramzadedir” der. Başka söze gerek var mı?
 

Yorumlar