Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Saklarönü'nde Biten Acıklı Bir Aşk Öyküsü

Mehmet Güngör 18 Kasım 2020 Diğer Yazıları 85 -A+

Ahmetler'den İnsan Manzaraları

Saklarönü'nde Biten Acıklı Bir Aşk Öyküsü

Mehmet GÜNGÖR

O zamanlar, köye derme çatma bir mektep daha yeni yapılmıştı.  Cumhuriyet daha bir çocuğun yaşındaydı ve herkes yeni yazı öğrenmenin heyecanında idi.

Hasan Ali’nin babası da, onu "kalem tutan elden zarar gelmez" diyerek Köy Mektebine yazdırdı. Hasan Ali okulunda çok çalışkandı, yeni yazıyı çok sevmişti, kısa zamanda alfabeyi söktü. Babası ise ondan çok şeyler bekliyordu; çünkü Hasan Ali onun en büyük oğluydu. Onu telli duvaklı bir düğünle evlendirmeyi hayal ediyordu büyüyünce.

Hayat şartları zordu yokluk vardı; bir de üstüne ekonomik krizlerden ve savaşlardan dolayı devlet, varlık vergisi adı altında vergi salmıştı köylülere. Buna halk arasında "sırkat vergisi" deniliyordu. Sırkat memurları gelip köydeki hayvanları sayar, hayvan başına vergi toplarlardı. Köylüler de memurların geleceği günü haber alırlar ve hayvanlarının en az yarısını saklarlardı. Tabii az hayvan az vergi demekti.

Hasan Ali zamanla büyüdü kara yağız bir delikanlı oldu. O sıralarda köye yine sırkat memurları geliyor diye bir haber geldi. Hasan Ali hemen keçi koyunlarının yarıdan fazlasını ayırıp sakladı.

Hayvanları saklarken oralardan biri ona seslendi…

“Hasan Ali!”

Baktı ki onu çağıran çokca keçi ve koyunu olan Tülüce idi. Tülüce ve kızı Fatma, keçi ve koyunlarının sütünü sağdıktan sonra sırkattan saklamaya çalışıyorlardı. 

Tülüce:

“Hasan Ali, gel yardım et, hayvanları salkıyalım, sırkat geliyormuş!”

Hasan Ali hemen koştu Tülüce’ye yardım etmeye… Hayvanları sakladılar sırkattan.

Ama bu yardımlaşma orada bitmedi. Hasan Ali, ilk kez yakından gördüğü Fatma kıza bir görüşte aşık olmuştu. Fatma, güzeller güzeli bir yörük kızı idi. Ama bu durumu babasına nasıl söyleyecekti ki… Zira, evlenme yaşına gelen erkekler, düşüncelerini ya aracılar tarafından ailelerine bildirirdi ya da babasının ayakkabısını evin kapısına çiviyle çakmak, gündüz lamba yakmak, zamansız ezan okumak, kaşığı pilava saplamak gibi hareketlerle bu isteği ailesine ulaştırmak isterlerdi.

Kız ve erkeğin seçiminde soy ve sülalenin araştırılmasına özen gösterilirdi.  "Anasına bak, kızını al, kenarına bak bezini al", "Kız anadan öğrenir bohça düzmeyi, oğul babadan görür sohbet gezmeyi" diye diyesekler vardı.

Hasan Ali koşup babasının karşısında ezan okudu ama o hiç anlamadı. Akşam evde annesi etli bulgur pilavı yapmıştı. Hasan Ali hemen kaşığı pilava sapladı ve yemek yemeden öylesine durakaldı. Babası hiçbir şey anlamsa da annesi durumun farkına varmıştı.:

“Uuuyy!.. Oğlan gara sevdaya tutulmuş da bu adam hiç anlamıyor…”  diye sayıkladı.

İlk fırsatta oğlunun ağzını aradı  annesi:

"Oğlum nen var söyle bana?”

Hasan Ali:

“Ana! Güğlen dağından koyun keçi aşırdım; ben Tülüce’nin Fatma’ya gönül düşürdüm...” diye cevap verince Hasan Alinin annesi kimselere haber vermeden arkadaşı olan iki kadınla kendi aralarında kararlaştırdıkları bir  akşam, Tülüce’nin evine kızı görmeye gittiler.

Görücülerin her biri, kızın özelliklerini anlamak için, evin düzenini, temizliğini, kızın el becerilerini gözden geçirdiler.  Kızı yakından görebilmek için ondan su ve kahve getirmesini isterler. Ama ziyaret sebebini anlayan Tülüce konuklarına gereken saygıyı gösterse de, kızlarını birden bire verecek izlenimini yaratacak davranışlardan kaçındı.    Bu nedenle kahvemiz kalmadı diyerek misafirlere kahve ikram etmedi. Ama görücüler Fatma kızı beğenmişler, Hasan Ali’ye uygun olduğu kanaatine varmışlardı. Fatma kıza;

"Biz galkacaz gızım bizim ışığımız yok bize birer çıra yakıver"

Fatma da bir çıra yakıp onları tebessümle gönderdi evlerine. Aradan epey zaman geçince Hasan Ali’nin babası ve annesi Fatma kızı istemeye gittiler. Bu defa kahveler gelir. Biraz sohbetten sonra Hasan Ali’nin babası,

“Biz buraya neye geldik biliyor musunuz ?”diye söze başladı. "Sizin yumuş tutanı, bizim kalem tutana uygun ve münasip gördük. Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle kızınız Fatma’yı oğlumuz Hasan Ali’ye istemeye geldik. Siz ne dersiniz?”

Tülüce:

“Kızımız daha küçük, biz de yalnızız. Fatma elimizin ulağı…” deyip işi biraz yokuşa sürse de Fatma’nın annesi oğlanı kızına münasip görüp;

"Allah yazdıysa ne diyelim" diye cevap  verdi.

Aradan çok zaman geçmeden Hasan Ali ile Fatma, telli duvaklı bir düğünle evlendiler. Düğünden sonraki geçen 3 güne “Gelin ertesi” deniliyordu. Fatma ile Hasan Ali, Gelin ertesinde akraba ve komşularını ziyaret edip onların elini öptüler ve hayır dualarını aldılar. Mutluydular ve hayatı akışına bırakmışlardı.

Bir sabah Hasan Ali, Aşağı Köy deresine keçiboynuzu (Harnup) toplamaya gitti. Akşam üstü olunca Fatma gelin eşinin gelmeyişinden endişelenmişti. Köyün içine gidip sordu soruşturdu, geldiğini görenler yoktu. Hemen eşinin küçük kardeşi Mehmet’i de yanına alarak Aşağı Köy deresine geldiler. Etrafı dolaşırken bir de ne görsünler: Hasan Ali, keçiboynuzu ağacından düşüp ölmüştü.  Saklar önünde bir meşe ağacının bir tarafına koydular onu. Fatma gelin diz çöküp Ali’sine ağıt yaktı: 

Bülbül tikene gonar mı;

Öldü desem el ganar mı

uyan sene cıvan Alim

Bu can sensiz yaşar mı. 

 

Obamızın önü çimen;

Yok mu başka koşup gelen

Gara babam kefen getir,

Civan Ali’m üşümeden. 

 

Fatma gelin karalar bağlayıp acılarını yüreğine gömdü. Daha sonra ölen kocasının küçük kardeşi ile evlendirildi. Mutlu bir hayat sürseler de Hasan Ali’sini kalbinden hiç silmedi ilk doğan oğlunun adına da onun adını verdi. Çok çalışkan ve aynı zaman da örnek bir anne idi. Yıllar geçti, o da bir gün Aşağıköy deresine defne çekirdeği toplamaya gitti. İlk eşinin öldüğü yerin çok yakınında bir defne ağacından düştü ve oracıkta o da öldü.  Onu da Saklar Önündeki meşe ağacının diğer tarafına koydular.

Eşi Mehmet,”Allah, insanlar için dünyayı geçici kıldı, ebedi âleme göçmek için bu dünyadan ayrılmak gerekiyor.  Dünya hayatının ve ölümün gerçek manalarını bilenler; Mevlânâlar, Yunuslar, ölümü bir felaket, bir yok oluş değil, bir vuslat gecesi, bir düğün, Büyük Dost'a giden bir kutlu yolculuk olarak karşılamaktadırlar...” diye söylenip göz yaşlarını sildi. 

Şimdi onlar gerçek dünyada meşe ağacının gölgesinde yan yana uzanmış yatıyorlar. 

Yorumlar