UYANIK...
Ahmetler’de eskiden yük taşımada kullanılan develerimiz de vardı. Yaylacılık ve yörüklük azaldı; teknoloji gelişti ve biraz da motorize olduk. Bu nedenle develer artık yok; bir gün ortadan kayboldular. Ne demişler? “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.”
Develer ortadan kaybolunca köyümüzde yük taşımacılığı daha çok at, eşek ve katır gibi hayvanlara kaldı. Tarlaya, bahçeye bunlarla gidilir. Odun, dal, buğday, üzüm, elma yükleri bunlara yüklenip getirilir. Dağlık arazilerde yaşadığımız için birçok tarlaya ve bahçeye araçla ulaşım yoktur. Bu hayvanlar bazen uzun yolda binmek için de kullanılır.
Bir sene, Yusuf Küçükakça satmak için dört beş tane katır alır ve katırlardan birini kendisine ayırır. Diğerlerini köylülere satar. Fakat kendisine kalan huysuz çıkar. Hayvan kimseyi yanına yaklaştırmaz, ahırda yem verdirmez, sırtına yük attırmaz, üstüne kimseyi bindirmez.
Yusuf, sürekli huysuz olan bu katırla uğraşmaktan bıkar. Bir gün evin önünde öfkeli şekilde dolaşırken yanına Gumit'in Ahmet Demir gelir.
Ahmet Demir, Yusuf’u böyle düşünceli görünce dayanamaz, sorar:
"Yusuf abi n’oldu, bu öfken kime?"
"Sorma Ahmet, bi katır belasına çattım huysuz çıktı…"
"Abi, katır nerde? Ben bi bakayım.”
Ahmet Demir; ahıra girer ama katır yaklaştırmaz yanına. Dışarı çıkar;
"Yusuf abi, bu katır geldiğinde de böyle miydi?"
"Yok, değildi; bir iki gün sonra böyle oldu."
"Abi, seni kandırmışlar…"
"Nasıl yani?"
Ahmet Demir, devam eder:
"Nasıl olacak katıra rakı içirmişler; uslanmış, sonra da sana satmışlar…"
“Ciddi misin?”
"Yusuf abi, boş ver; gel biz de aynısını yapalım, katırı satalım."
Yusuf düşünür:
"Olur mu öyle?"
“Olur abi, neden olmasın? Köylüye satılık diyelim biz de…"
Hemen uygulamaya başlarlar. Katırın içtiği suya rakıyı gündelik olarak dökerler.
Bir süre sonra Tavcı (Ramazan Vural), katıra talip olur.
Tavcı ve kardeşi Gök Mahmut, katırı almak için bakmaya gelirler. Gök Mahmut, çok uyanık geçinir ya… Alttan girer, üstten çıkar; ama katır hiç huysuzluk etmez.
Ahmet Demir;
"Mahmut ağa! Ramazan amca! Bu katır sizin işinizi görür, alın bunu."
Bütün olup bitenleri bilen Yusuf Küçükakça'nın eşi Teslime de arada bir söylenir:
"Satmayın katırı, bize lazım olur." Sanki satılmasına gönlü yoktur…
Alıcılar sonunda katırın uslu durmasıyla onun uysal bir hayvan olduğuna karar verip katırı beğenirler. Pazarlık edilir:
Gök Mahmut, abisi Tavcı’ya döner;
"Aga bundan iyisi can sağlığı, alalım bu katırı…" der.
Tavcı Katır'ı alır gider. Katırı alır ama huylu huyundan vazgeçer mi? Aradan birkaç gün geçer; katır huysuzluk etmeye başlar. Biraz sabır, biraz uğraş; değişen bir şey yok.
Katır, insanı ahıra bile katmıyor…
Derken Tavcı’nında sabır tükenir. Katır'ı alır ahırdan, Güğlen tarafına götürür. Dağın içinde silahla vurur ve katırı son yolculuğuna gönderir.
Bir vakit sonra Tavcı gerçeği duyar.
Yolda Ahmet Demir'le karşılaşır. Yanında başka köylüler de vardır. Ahmet’e;
"Uyanık" der; "Hep senin başının altından çıktı bu değil mi?”
Oradakiler gülüşürler….
Bu laftan sonra da Ahmet Demir’e artık herkes "Uyanık" demeye başlar.
