BİZİM İNSANLARIMIZ
Benim Radyom, Elinkine mi Benzerdi?
Yusuf Arıcı (Arıcı Yusuf) radyonun en kıymetli günlerinde bir radyo almıştır. Çobanlık yapan Arıcı’nın oba evinde o, en değerli varlığıdır artık. Günün birinde oba evinden radyo çalınır. Evin tek eğlencesi elden gidince ardından söylenmek Arıcının eşi Ayşe teyzeye düşer:
“ Yahıı anası, atası yatma yasıca… Radyomu niye çalarsınız? Benim radyom elin radyosuna mı benzerdi sanki… Ankara’nın, İstanbul’un haberini sayardı…”
***
Türkü Bekleyedursun…
Bizim köylüler Ahmetler’den Manavgat’a kamyonun üstünde gidip gelmektedirler. Köylüden birisi yeni bir radyo alıp, sevinçle Ahmetler’e dönen kamyonun üstüne biner. Goramşa yokuşundan kamyon ağarken köye doğru, bizim köylü radyonun düğmesini çevirir. Radyoda güzel bir türkü söylenmektedir. Radyodan gelen sese herkes sevinir ama bizim adam radyoyu kapatıp şöyle seslenir:
“Türkü de güzel imiş… Dursun da köye varınca rahatça dinleyeyim…”
***
Meşe mi Olsun?
Sarı Mustafa (Özdemir) evinin odun ihtiyacı için, bir elinde küçük bir nacak vardır; bir elinde de ardından gelen atın ipini çekerek gitmektedir. Köyün içinden geçerken gençlerden birisi Sarı Mustafa’ya seslenir:-
“Mustafa amca, nereye böyle?”
“Oduna giderim amcam…”
Genç yine seslenir…
“Mustafa amca bana da odun getiriversen?”
Sarı Mustafa kendine özgü ince esprili zekâsıyla hemen cevabı yapıştırır:
“Tabi amcam! Meşe de olsun mu?”
