“ANARŞİK” GOCA
Koca Mustafa
1970’li yıllar.
12 Mart 1971 darbesi olmuş, faşist cunta devrimci avında.
Bizim köy öteden beri her daim göz altında.
Sakıncalıyız; suçumuz emperyalizme, sömürüye karşı durmak, tam bağımsız Türkiye istemek.
“Yankee go home, altıncı filo defol!”
Mustafa Kemal’in deyimiyle; “Bağımsızlık benim karakterimdir. Manda ve himaye kabul edilemez.”
Bizlere tanınan hak; görüldüğü yerde dövülmeli, kodese tıkılmalı, itilip kakılmalı, yurtdışına sürülmeli.
Ne hırsızlık yaptık, ne devleti dolandırdık nede vatanı sattık. Bunları yapanlar makbul el üstündeler, beyzadeler.
Vatanımızda yabancıyız, kendi memleketimize gelemiyoruz korkudan; Sorgusuz sualsiz polisi jandarması gördüğü yerde karakola çekiyor, faşistler kolluk kuvvetleri gözetiminde üstümüze çullanıyor; ‘sopa atsak da sopa yesek de’ karakollardan uzak duruyoruz; yediğimiz, attığımız yanımıza kar kalıyor.
Babam Koca Mustafa korkudan benim kitapları Ketire saklamış. Köyün çocukları bulmuş talan etmişler. Neler yoktu ki İnce Memed, Kodin, Fareler ve İnsanlar, Memleketimden İnsan Manzaraları, Felsefenin Temel İlkeleri, Kapital, Kızlırmak Karakoyun, Kuvayı Milliye Destanı…ve en önemlisi de hiçbir zaman geri gelmeyecek çocukluk, gençlik fotoğraflarım. Çocukluk ve gençliğim yitip gitti.
Muhtar Deli Osman KOÇ. Köyde arama yapmışlar; Aradıkları Deniz’ler.
Babam, orman yolunda çalışırken arakladığımız dinamitleri sulukta (rafta) unutmuş. Aramada dinamitleri bulmuşlar, bir de atalardan kalma şeşana, armutbaş, horozlu kırma tüfekleri görüp almışlar. Tabi babamı önce karakola, sonra da hakim karşısına çıkarıp tutuklamışlar. Ben değil köye Antalya’ya bile yanaşamıyorum; aranıyormuşum, suçum ne kimse bilmiyor.
Babam zanaatkardı, rençber adamdı; ağaç taş ustası, ziraatçıydı. Saban, yaba, dirgen, döven, kaşık, övendire, çoban sopası yapardı. Yonga (çatılara konan kaba tahta parçası) çıkacak ağacı gövdesinden tanırdı. Yayla vakti bütün Çobanlara pınar sopalarını dakikada yapar ellerine tutuştururdu. Bu işleri yapmaktan çok da zevk alır, yüksünmezdi.
Aynı zamanda iyi bir aşçıydı babam. 1908 doğumlu babam Koca Mustafa Manavgat Hapisanesinde; evlilik cüzdanında adı ve şöhreti: “Pantır a: Mustafa” 64 yaşında. Kırk beş gün kadar Hapisanede yatar.
Hakim; “Suçun ne?” diye sorar;
“Anarşikmişim” der.
Hakim ilk duruşmada durumu anlar ve salar.
Babam karşı çıkar;
“Hakim Bey; ben biraz daha kalayım, dinleneyim, ben çıkarsam hem burada çocuklara kim yemek yapıp bakar” dediyse de hakim;
“Mustafa amca sen artık köyüne dön, bu kadar misafirlik yeter” der.
Hapisaneye gelir, koğuştakiler meraktadırlar, eşyalarını toplayacaktır, gençler üzülürler büzülürler. Koca Mustafa tahliyesine bir üzülür bir sevinir;
“Çocuklar üzülmeyin, gene gelirim” der.
Manavgat Hapisanesinin “anarşik”/anarşist Gocası, Ahmetler Köyünün Koca Memed oğlu Koca Mustafa’sı, yedi çocuk babası, hapisaneden ayrılır, köyüne varır.
Koca Mustafa’nın bu ilk ve son hakim karşısına çıkışıdır. Sebeplisi de okuyan tek çocuğu Mehmet Arslan’ıdır.
Bir ülkenin sosyal tarihi haksızlıklarla yazılabilir mi?
