Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Keçe

Mehmet Güngör 11 Ekim 2020 Diğer Yazıları 151 -A+

KEÇE

Haba da bir keçe de bir giyene,
Güzel de bir çirkin de bir sevene :)

Mehmet GÜNGÖR

Kaybolmaya yüz tutan Türk el sanatlarından birisi de geleneksel yöntemlerle elde edilen keçedir. Diğer sanatlarla birlikte 11. yüzyılda Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türkler tarafından getirildiği biliniyor. Günümüze kadar ulaşmışsa da gelişen hayatın kolaylıkları ve imkanları ile keçe, malesef bir alt kültür giysisi olarak anılmaya başlamıştır. 

Çok eski zamanlarda keçe, evlenecek olan hem erkeğin hem de kızın çeyizinde bulunurmuş. Eski Türkler, soylu birine ölüm cezası vermek zorunda kaldıklarında kanını akıtmamak gerektiğine inanırlarmış. Bu yüzden soylu suçlu, keçeye sarılır ve üstünde kırk atlı dolaştırılarak kemikleri un ufak edilirmiş.

Köyümüzde de yok denecek kadar az olmasına rağmen hala yörükler bahar aylarında geleneksel yöntemlerle keçe yapmaktadırlar. Keçeden halı yerine geçen yaygı(1*), soğuktan korunmak için çadır ve çoban kepeneği yapılmaktadır.

Keçeden yapılan kepeneğe eskiden ev, yurt, yuva derlermiş. Çünkü kepeneği yörükler her gittiği yere sırtında taşıyıp ihtiyaç duyduğunda yağmurda soğukta kullanabiliyor. Uyumak istediğinde kepeneği kendine ev, yuva yapabiliyor.

Keçenin halk arasında "ilancık"(*2) denilen siyatik hastalıklara iyi geldiği söylenir. Köyümüzde yakın zamanda keçeyi en güzel Hamış Ebe (Fatma Vural) yapardı. Rahmetli ebemin yaptığı keçeler ve kepenek biraz poturlu ve ağır olurdu. O yüzden bizim Ketir Mahallesinin kepeneklerini yapmaya genelde Hamış Ebeyi çağırırlardı. Allah uzun ömür versin ve kulakları çınlasın…

Keçe, koyunların sonbaharda kırpılan yünlerinden (yapağı); daha da en iyisi, kuzuların ilkbaharda kırpılan yünlerinden elde ediliyor. Keçe yapılacak yünler içerisinde pıtırak, ot vb. gibi şeyler olup olmadığı kontrol edilir. Varsa temizlenir ve yünler elle didilir(*3).

Daha sonra çıtırak(*4) ağacından veya çaltı(*5) ağacından yapılan yayla atılır, Yaya, yünü hallaç gibi atmak için vurulan alete de tokmak veya atacak denir. Yayın gerili ipliğine ise "Kiriş"(*6) adı verilir. Kiriş, yeni doğmuş kuzu bağırsağından yapılır. Atıcakla(*7) dağıtılan yani atılan yünler, belirli bir kalıbı olan çula serilir. Serilen yünlerin üstüne kazanda kaynatılmış çam dalı ve sabun suyu serpilir. 

Yün çulla beraber rulo şeklinde sarılıp uzun iplerle sıkıca bağlanır ve tekrar başka bir iple sarılır ki bu ipi her iki kişi karşılıklı asılarak yuvarlayacaktır. Böylece rulo halindeki yün yuvarlandıkça birbirine sıkışıp yapışacaktır. Bu işleme "çatmak" veya "yuvarlama" denir. Bu işlem, bazı köylerde ayakla tepme yöntemiyle yapılır. Daha sonra keçe açılıp serilir ve dirsekle yuvarlamak sureti ile keçenin sıkılaşması ve çekmesi sağlanır. Bu işleme de "eyleme"(*8) denir. Eylendikten sonra rula halindeki yün artık keçe olmuştur. Keçe, kurutulup kepenek olarak dikilir.

Yörük ve göçebe kültürüne alışmamış veya bu kültürü bilmeyen insanlar bu hayat şartlarına uymak zorunda kaldıklarında büyük zorluklar ve sıkıntılarla karşılaşırlar. O yüzden yörükler genellikle oğullarına yörük kızı almak isterler. Ama ilginç olan yörük kızı yörükle evlenmek istemez, çünkü yörüklerin hayat şartlarının zor olduğunu bilir. Yörüklere gelin giden kızın annesi her zorlukta ve kızının zor durumunda "kızımı ne doktorlar, ne mühendisler istedi de  vermedim" diye yakınır, söylenir.

İlkbaharda göçmek, yörükler için ayrı bir duygudur. Bu duyguyu yaşamayan bilmez. Her ayrılıkta hüzün ve duygusallık vardır. Yollar, makinelerin tekerleklerinin dönmesi ile alınmaz; uzun yollar, ağır ağır, adım adım alınır; dağlar, adım adım aşılır. Bu yolculuk da bir Yörük için bambaşka bir duygudur.
 
Yollar bir türküdür, bu yolları yürüyen bir Yörük kızının türküsü de şöyledir: 
Haba da bir keçe de bir giyene :) 
Güzel de bir çirkin de bir sevene :)

Ahmetlerce Sözcükler:

(*1) yaygı : Sergi, yere serilen, kilim, çul gibi ev eşyası

(*2) ilancık : Eklemlerde ağrı şeklinde kendini gösteren bir hastalık

(*3) ditmek : Birbirine dolaşmış olan yünleri ayırmak, düzeltmek, kullanılacak duruma getirmek. “Yün ditmesini bilmiyorum.”

 (*4) çıtırak : Çöğre bitkisinin ağacı, “sakız ağacı” ve “çitlembik” de dedir.

(*5) çaltı : Dikenli bir Akdeniz bitkisi. Dikenleri alınan çaltı çubuğu çok sert ve sağlamdır.

 (*6) kiriş : Yay adı verilen eğri ağaç dalından yapılan aracın iki ucuna ip gibi gerilerek tokmakla vurulduğunda oluşan titreşimle yünleri dağıtmaya yarayan, bağırsaktan yapılma tel.

 (*7) atıcak : Yünü dağıtmak ve kabartmak için kullanılan yayın kirişine vurulan tokmak.

 (*8) eylemek : Keçe yapılırken keçenin sıkılaşması için dirsekle ya da ayakla yuvarlanması


 

 

Kaybolmaya yüz tutan Türk el sanatlarından birisi de geleneksel yöntemlerle elde edilen keçedir. Diğer sanatlarla birlikte 11. yüzyılda Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türkler tarafından getirildiği biliniyor. Günümüze kadar ulaşmışsa da gelişen hayatın kolaylıkları ve imkanları ile keçe, malesef bir alt kültür giysisi olarak anılmaya başlamıştır.

Çok eski zamanlarda keçe, evlenecek olan hem erkeğin hem de kızın çeyizinde bulunurmuş. Eski Türkler, soylu birine ölüm cezası vermek zorunda kaldıklarında kanını akıtmamak gerektiğine inanırlarmış. Bu yüzden soylu suçlu, keçeye sarılır ve üstünde kırk atlı dolaştırılarak kemikleri un ufak edilirmiş.

Köyümüzde de yok denecek kadar az olmasına rağmen hala yörükler bahar aylarında geleneksel yöntemlerle keçe yapmaktadırlar. Keçeden halı yerine geçen yaygı(*), soğuktan korunmak için çadır ve çoban kepeneği yapılmaktadır.

Keçeden yapılan kepeneğe eskiden ev, yurt, yuva derlermiş. Çünkü kepeneği yörükler her gittiği yere sırtında taşıyıp ihtiyaç duyduğunda yağmurda soğukta kullanabiliyor. Uyumak istediğinde kepeneği kendine ev, yuva yapabiliyor.

Keçenin halk arasında "ilancık"(*) denilen siyatik hastalıklara iyi geldiği söylenir. Köyümüzde yakın zamanda keçeyi en güzel Hamış Ebe (Fatma Vural) yapardı. Rahmetli ebemin yaptığı keçeler ve kepenek biraz poturlu ve ağır olurdu. O yüzden bizim Ketir Mahallesinin kepeneklerini yapmaya genelde Hamış Ebeyi çağırırlardı. Allah uzun ömür versin ve kulakları çınlasın…

Keçe, koyunların sonbaharda kırpılan yünlerinden (yapağı); daha da en iyisi, kuzuların ilkbaharda kırpılan yünlerinden elde ediliyor. Keçe yapılacak yünler içerisinde pıtırak, ot vb. gibi şeyler olup olmadığı kontrol edilir. Varsa temizlenir ve yünler elle didilir(*).

Daha sonra çıtırak(*) ağacından veya çaltı(*) ağacından yapılan yayla atılır, Yaya, yünü hallaç gibi atmak için vurulan alete de tokmak veya atacak denir. Yayın gerili ipliğine ise "Kiriş" adı verilir. Kiriş, yeni doğmuş kuzu bağırsağından yapılır. Atıcakla(*) dağıtılan yani atılan yünler, belirli bir kalıbı olan çula serilir. Serilen yünlerin üstüne kazanda kaynatılmış çam dalı ve sabun suyu serpilir.

Yün çulla beraber rulo şeklinde sarılıp uzun iplerle sıkıca bağlanır ve tekrar başka bir iple sarılır ki bu ipi her iki kişi karşılıklı asılarak yuvarlayacaktır. Böylece rulo halindeki yün yuvarlandıkça birbirine sıkışıp yapışacaktır. Bu işleme "çatmak" veya "yuvarlama" denir. Bu işlem, bazı köylerde ayakla tepme yöntemiyle yapılır. Daha sonra keçe açılıp serilir ve dirsekle yuvarlamak sureti ile keçenin sıkılaşması ve çekmesi sağlanır. Bu işleme de "eyleme" denir. Eylendikten sonra rula halindeki yün artık keçe olmuştur. Keçe, kurutulup kepenek olarak dikilir.

Yörük ve göçebe kültürüne alışmamış veya bu kültürü bilmeyen insanlar bu hayat şartlarına uymak zorunda kaldıklarında büyük zorluklar ve sıkıntılarla karşılaşırlar. O yüzden yörükler genellikle oğullarına yörük kızı almak isterler. Ama ilginç olan yörük kızı yörükle evlenmek istemez, çünkü yörüklerin hayat şartlarının zor olduğunu bilir. Yörüklere gelin giden kızın annesi her zorlukta ve kızının zor durumunda "kızımı ne doktorlar, ne mühendisler istedi de vermedim" diye yakınır, söylenir.

İlkbaharda göçmek, yörükler için ayrı bir duygudur. Bu duyguyu yaşamayan bilmez. Her ayrılıkta hüzün ve duygusallık vardır. Yollar, makinelerin tekerleklerinin dönmesi ile alınmaz; uzun yollar, ağır ağır, adım adım alınır; dağlar, adım adım aşılır. Bu yolculuk da bir Yörük için bambaşka bir duygudur.

 

Yollar bir türküdür, bu yolları yürüyen bir Yörük kızının türküsü de şöyledir:

Haba da bir keçe de bir giyene :)

Güzel de bir çirkin de bir sevene :)

 

Notlar:

(*) çıtırak :

(*) çaltı : di

(*) ditmek : birbirine dolaşmış olan yünleri ayırmak, düzeltmek, kullanılacak duruma getirmek. “Yün ditmesini bilmiyorum.”

(*) atıcak : Yünü dağıtmak ve kabartmak için kullanılan yayın kirişine vurulan tokmak.

(*) kiriş : Yay adı verilen eğri ağaç dalından yapılan aracın iki ucuna ip gibi gerilerek tokmakla vurulduğunda oluşan titreşimle yünleri dağıtmaya yarayan, bağırsaktan yapılma tel.

(*) eyleme : keçe yapılırken keçenin sıkılaşması için dirsekle ya da ayakla yuvarlanması

Yorumlar