Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Hepimiz, “An” Koleksiyocularıyız

Huriye HEARN 10 Aralık 2020 Diğer Yazıları 136 -A+

Hepimiz, “An” Koleksiyocularıyız

Huriye HEARN

Bazen içimizdeki coşkuyu, duygu selini durduramayız; bunu birileriyle paylaşmak, bu coşkuyu daha da derinden yaşayarak  hissetmek isteriz .Özel günler, bayramlar, düğünler ve cenazeler; hangi nedenle olursa olsun, işte duygularımızı paylaşmak isteriz .

Ölümüz olur paylaşırız, yürek acımızı azaltsın diye… Düğünümüz olur paylaşırız, halayımızı daha bir coşkuyla ayaklarımız ortak bir tempo tutsun diye... Bayram olur paylaşırız, gümüş kâsedeki şekerleri; ağızlarımızın tadı hep birlikte tatlansın diye. Hele bir de bütün bu güzel değerleri çocukluğunuzdan beri yaşıyorsanız aksatmadan artık kaç yaşına gelirseniz gelin, bu ritim sizi bırakmaz.

Yapamadığınız zaman sanki bütün yıl eksik olur tamamlanmmış gibi geçer hayat akışınızdan. Aslında yaşadığımız bu her saniyesi değerli anlar bizim anılarımızın inci tanelerinden biridir. Ne kadar anlamlı ise anılar, o kadar değerlidir inci tanesi... Yaş aldıkça bizler, zamanın boynunda parlayarak bize gülümseyecektir geçmişten biriken anlar.

Ben de halkaları zamandan oluşan kolyeme yeni inciler ekleyebilmek için daha liseyi yeni bitirmiş bir genç olarak köyümüzdeki kurban bayramının heycanını yaşamak istemiş ve bunun için yollara düşmüştüm.

Manavgat’tan Akseki otobüslerine binmiş, köyün yol sapağında Akyolda inmiş ve tek başıma karanlık dereden bile korkmadan tozlu yolara lap lap basarak kızgın güneşin altında ilerliyorum. Yanımda bir kaç kitap ve bir kat çamaşır koyduğum el çantam da yol arkadaşımdı. Güneş, tam tepede, yakıcı ve can acıtıyor. Yol bomboş; in cin top oynuyor. Zaten bu sıcakta ancak benim gibi kanı sulu olan biri çıkar ve yürür o tozlu yolları tek başına.

Ben sanki Red Kid gibiyim ve çantam da onun Düldül’ü… Ama o beni değil ben onu taşıyorumJ. Yanımda bi damla su yok ve ben yola başlar başlamaz susamaya başladım. Hızlı adımlarla köprü ayağına bir an önce varıp su içmek için can atan ayaklarımda bir halsizlik belirtisi başladı, ama ben bunlara aldırş etmeden bütün direncimle köprüye geldim; kurumakta olan ırmağın ılık suyundan bol bol içtikten sonra Goramşa’ya doğru yürümeye başladım. İçtiğim suyla birlikte artık güneşin etkisini fazla hissetmeyeceğimi düşünerek, hızlı bir şekilde Goramşa’yı aştım.

Birden gözlerimin karardığını hissettim, vücudum boşlukta gibiydi her yer tuhaf şekilde ve cezbe tutulmuş gibi dönüyordu. Ne oluyordu bana, yoksa parelel iki evren arasında mı sıkışıp kalmıştım? Biraz daha yürümeli ve şu Hasan Hüseyin’in yatıp dinlendiği çam ağacına ulaşmalıydım.

Çantam ağırlaşıyordu vücudumda sanki bir haltercinin kaldırdığı ağırlıklara yenisi ekleniyordu, ben bunu kaldırmakla savaşıyordum. Sıcak yakıyordu, artık vücudumda içtiğim su tükenivermişti, gözlerimdeki fer de yavaş yavaş sönüyordu. Sadece çam ağacını hayal meyal hatırlarken düşmüşüm oracığa... Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum; ama kendime geldiğimde tek cümle döküldü dudaklarımdan:

“Allah’ım, ne olur bir araba geçsin şu yoldan…”

O kadar bitkin ve halsiz bir haldeydim ki bütün gün oracıkta kalabilirdim. Bu sıcakta elbette bir çılgın daha çıkıp gelebilirdi. Benim gibi, bu sıcaklarda da olsa bu güzel günleri ne pahasına olursa olsun burada Ahmetler’de yaşamak isteyen birileri bu yoldan geçer diye düşündüm. Ama çok da umutlu değildim. Bu sıcakta kim gelebilirdi ki buralara.

Ben böyle düşünürken aradan çok fazla zaman geçmedi. O da ne? Bir araba sesi duyar gibi oldum. Yok yok, hayal görmüyordum; uzaktan fark edilen beyaz bir arabaydı. Goramşa’dan başını uzattı ve yukarıya doğru geliyordu.

Dileğimin bu kadar çabuk kabul edileceğini düşünmemiştim doğrusu ama Allah büyüktü işte; sanki bu araba bana yollanmış gibime geldi.

Bana doğru yaklaşınca çekinmeden el ettim. Tanımadığım insanlardı ama olsun ne fark eder belli ki onlar da köye gidiyordu.

Kendi  kendime; “Beni dereye kadar götürsünler o da bana yeter.”  diye gülümsemeye çalıştım. Beyaz araba geldi, geldi tam önümde durdu. İçinden bir bey çıktı ve kapıyı açtı. Yumuşak bir sesle;

“Sen burada ne yapıyorsun bu sıcakta tek başına? Çok da iyi görünmüyorsun.” dedi.

Aslında benimle konuşan yumuşak sesli adamın sesini tanıyor gibiydim ama yüzüne bile bakamadım; belki biraz utangaçlıktan belki de duamın üstüne gelen bu arabayla hala kendime gelememenin verdiği şoktan olsa gerek.

“Hadi bin bakalım” dedi yumuşak sesli adam. Sonra arka koltuğa oturduğum yerde bir genç vardı benim yaşlarımda.

“Merhaba!”  dedim. O da ne? Bu, bizim Kuyunun Alanında top koşturan Savaş değil mi? Bu arada ön koltuktan bir bayan sesi;

“Güzelim nasılsın annen nasıl?” diye sordu.

Sonra anladım ki gelenler yabancı değildi; benim duamı duyup gelen arabayı süren de köyün eski öğretmeni Mustafa hocamızdı. Ne de olsa komşunun oğluydu; rahatlamıştım. Goramşadaki bu rastlantı onları tanımamı sağlamıştı. Beni aralarına alıp yolculuk boyunca hoş sohbet ederek eve kadar getirdiler.

Bu arada bu kadar çok cesur olmanın bazen iyi sonuçlar doğurmayacağını da anlattılar.

İşte sarı sıcak altında Goramşadaki rastlantı da bir “an”dı. Sonradan öğrendim ki anları toplayan sadece ben değildim; benim gibi an koleksiyoncuları, şartlar ne olursa olsun zaman dilimini, yaşama şartlarını zorlayarak durmadan anlarını biriktiriyorlardı. Çünkü zaten hayat dediğimiz şey de an toplamaktan başka bir şey değildi.

Aradan çok uzun bir zaman geçti; bir daha karşılaşmadık Mustafa Hocayla. Ama yıllar sonra bu kez olmayacak bir yerde; köyün sitesi “ahmetler.net” sayesinde yine yolarımız kesişti.

Dedim ya; an topluyoruz, zamanın boynundaki kolyeyi oluşturmak için. Mustafa Hocayla karşılaşmam benim küçücük hayatımda bile kocaman değişiklikler yaptı. Bugün burada yazıyorsam, Ahmetler’i hepimiz yeniden keşfetmişsek, hele içimizdeki okuma yazma becerilerini geliştirebiliyor ve öğrenme aşkımızı durmadan artırabiliyorsak; hepsinden önemlisi kendimizi yalnız hissetmekten kurtarıp yanımızda yakınımızda bir yığın Ahmetlerli olduğunu görebilmeye başlamışsak, işte bu an toplamalar sayesinde oluyor hepsi. Topladığımız anlar da yaşarken çözmeye çalıştığımız pazılın (puzzle), bulmacanın parçalarını tamamlamaktan başka bir şey değil.

Hepimizin hayat yolculuğuna bir bakarsak, aslında hepimizin yaptığı da bu değil mi? İyi ve kötü anları; mutlu ve mutsuz anıları birer birer toplamakla geçiyor hayatımız.

Hepimizin an toplamasına yaptığı katkılardan dolayı teşekkürler Mustafa Hocam…

Herkese iyi insanlar ve iyi anlar nasip olması dileğiyle…

 

 

 

 

Yorumlar