Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

ALTINDİŞ’İN KIZI

Ali KOÇ 02 Ekim 2020 Diğer Yazıları 155 -A+

ALTINDİŞ’İN KIZI

Ali KOÇ

Bir yaz tatilinde çocukları da alıp köye gitmiştik. Yıllarca uzaklarda ömür tükettikten sonra insanın nihayet kendi köyüne dönebilmesi büyük bir mutluluk kaynağı idi. Ne var ki bizim çocuklar bir türlü köy hayatına alışamadılar.

Biz Hanife ile köyün içinde turistler gibi dolaşıp dururken çeşmenin yanında bir genç kız grubuna rastladık. İçlerinden biri diğerlerinden farklı konuşmaları ile dikkati çekiyordu. Üstelik konuşma tarzı ve kullandığı kelimeler Ahmetler Türkçesi’nden ibaret değildi. Hanife’ye dedim ki:

“Bu kız sanki İstanbul’da yetişmiş gibi konuşuyor.”

“Sen nereden bildin onun İstanbul’da kaldığını?”

“Eh, ben de dört yılımı o şehirde geçirdim. Fatih’teki Vakıflar Öğrenci Yurdu’nda kaldım. İstanbul hiçbir şehre benzemez. Orada yaşayanlar da bir başkadır. İstanbul dünyanın en önemli kültür şehirlerinden biridir.”

“O kız ötekilerden başka türlü konuşmuyor ki!”

“Bak, o hiç değilse konuşuyor. Düşündüğünü çekinmeden söylüyor. Ötekiler susuyor... Bu kız kimin kızı? İstanbul’da ne yapıyor?”

“O, Altındiş’in kızı. Onu Akseki’de hayırsever biri okutup İstanbul’a göndermiş. O adam, fakir çocuklara yardım eden iyi bir insanmış...”

Hanife nedense önce kızın babasını değil de anasını düşünüyordu. Tabii Ahmetler hep erkek ağırlıklı bir köy değil. Söz almak isteyen kadınların da söz hakkı olduğunu hepimiz kabul ederiz. Gönül ister ki kadınlar da muhtarlık, azalık, belediye başkanlığı gibi görevlere aday olsunlar;  Almanya’nın başbakanı Bayan Merkel gibi önemli işler üstlensinler.

Akseki’de fakir çocuklara yardım eden o hacıyı başkalarından da duymuştum. Adını bile bilmiyorum, fakat onun kim olduğunu merak ediyorum. Başarılı bir insan olduğu belli. Bir eğitimci olarak da belki ondan öğrenebileceğimiz çok şey vardır.

Köyün internet defteri ortaya çıktıktan sonra Altındiş’in kızına yine rastladık. İlginç görüşleri ve üretimleri var. Üstelik Amerikan Dili ve Edebiyatı tahsil ediyor. Nereden nereye?

19 Temmuz 2011’de bana hitaben yazdığı temennilerine ‘Deftere Yaz’ bölümü üzerinden iki defa cevap göndermek istedim. Her ikisinde de nasılsa yazım kayboldu ve yerine ulaşmadı. Bu defa gönderme işini kendim yapmayacağım. Bu işi çocuklar benden iyi biliyorlar. Artık teknik gelişmelere eskiden olduğu gibi ayak uyduramıyorum. ‘Yaşlanıyorum,’ diye düşünüyorum kendi kendime.

Okuyanlar sayfasında Huriye’nin meslek edinme yönünde de İngilizce ile ilgilendiğini görünce Almanya’daki güncel Amerikan yazarları ve kitapları aklıma geldi. Tabii Amerikan Edebiyatı deyince biz önce Ernest Hemingway (İhtiyar Balıkçı ve Deniz), John Steinbeck (Fareler ve İnsanlar) gibi kitapları Türkçe’de de yayınlanmış olan yazarları düşünürüz. Almanya’da Mark Twain da tanınmış bir yazar. Ancak onun tanınmışlığı sadece yazar oluşundan dolayı değil. Mark Twain aynı zamanda Almanca bilen bir dil ve kültür araştırmacısıdır. Bu konuda mizahi bir üslupla ele aldığı The Awful German Language (Korkunnç Alman Dili) adlı kitapçığı Almanya’da en tanınmış olanıdır. Ben şahsen İngilizce’yi Almanca’dan daha korkunç buldum. Almanca hiç değilse büyük ölçüde yazıldığı gibi okunur, okunduğu gibi yazılır. Biz çok dil bilmiyoruz, fakat ben burada İngilizce kadar yazılışı, okunuşu ve telaffuzu keşmekeş bir dil görmedim. Gramerine bir diyeceğim yok. Ancak İngilizler bir türlü dillerini doğru dürüst ses uyumu kurallarına göre yazmayı kabul etmiyorlar. Bu yüzden milyonlarca insan okuma zorluğu çekiyor ve yazılar gereksiz harfler yüzünden uzadıkça uzuyor. Bu işi düzeltmek herhalde yine Amerikalılara kaldı. Hiç değilse onlar İngilizcenin yazılışına bir çekidüzen verseler!

Mark Twain’s  Library of Humor (Mark Twain’ın Mizah Kütüphanesi) adlı kitaptan Samuel S. Cox tarafından kaleme alınan Nasrettin Hoca fıkralarının da Mark Twain’ın kütüphanesinde bulunduğunu anlıyoruz. Bu çok yönlü yaklaşımı ile ona 'Amerikan edebiyatının Lincoln’u' denmiştir.

İtiraf edeyim ki Carl Taylor’un zenciler hakkında yazdığı hikâyelerle Afganistanlı Khaled Hosseini gibi aslında Amerikalı olmayan fakat İngilizce yazan diğer yazarların kitapları beni dünyaca meşhur o eski kitaplardan daha çok ilgilendirdi. Belki yoksul ve ezik çevrelerin sorunlarını bize hitap edecek şekilde dile getirdikleri için... Yeni nesil ise Nick McDonell’in Twelve (On İki) adlı kitabında olduğu gibi güncel gençlik sorunlarını işliyor. Kuşkusuz bu gelişmeleri Huriye bizden daha iyi izliyordur. İleride onun meslek hayatı ile ilgili değerlendirmelerini de merakla okuyacağımızı düşünüyorum.

Tabii Amerikalıların her şeyde ticari bir yön aradıklarını bilirsiniz. Khaled Hosseini ilk kitap taslağını yayıncılara götürdüğü zaman kimse onun kitabını yayınlamak istemez. Çünkü adı, sanı duyulmamış birinin kitabının para kazandırmayacağını düşünürler. Kendisine yüzde elli kazanç karşılığı yardım etmek isteyen bir redaktör kitabı yayınlatır ve The Kite Runner (Uçurtma Yarışçısı) bir yıl içinde dokuz milyonun üstünde satış sağlar. Kitabın konusu hemen filme alınır ve dünyanın birçok dilinde piyasaya çıkar. Bir süre sonra A Thousand Splendid Suns (Bin Parlak Güneş) adlı kitabı da çıkar ve her yerde kapışılır. Bu kitap da hemen başka dillere çevrilir, filme alınır ve dünya çapında meşhur olur.

Sonuçta şunu demek istiyorum: Amerika’da ticari yaklaşımın ötesinde bir dünya edebiyatı var. Böyle bir değerlendirme İngiltere için de söylenebilir. Ancak İngilizce ile bu dünya edebiyatını geliştirenlerin hepsi Amerikalı ya da İngiliz asıllı değil.

Not: Bu yazıya Altındiş’in ve Ali dedemi de şahsen tanıyıp onunla görüşmüş olan uzun ömürlü canlı tarih Ahmet amcanın kızı Huriye vesile oldu. Genç yaşına rağmen hayat mücadelesinde ulaştığı olgunluk ve başarı için kendisini kutlarız. Ona bu yolu açan Aksekili hayırsevere de Ahmetlerliler olarak ayrıca teşekkür ederiz.

Ali Koç

Frankfurt, 18 Ağustos 2011

 

Yorumlar