Üye Girişi Yeni Üye Kaydı

Akça'nın Sıracalı Torunları

Huriye HEARN 31 Ekim 2020 Diğer Yazıları 141 -A+

AKÇA’NIN SIRACALI TORUNLARI

Kızlarla Oğlanların Savaşı

Huriye HEARN

Mehmet'le bitmek tükenmez atışmalarımız, inatlarımız hep dırdırla biterdi. İşte onlardan birinde Mehmet: “Kızım sen bittin tamam mı? Bu akşam üstü bizim evin önünde seni bir güzel dövecem, valla billa eşek sudan gelinceye kadar dövecem.” deyince dalaşma başlamıştı.

“Yaa, kolaysa döv bakalım, benim elim armut mu deşiriyor, ben de seni döverim.” diye efelendim.

Mehmet de; “Huriye bana bak! Şu kafama attığın taşı bi kaptırırsam sen görürsün şimdi!”

“Sen kendini ne sanıyorsun çocuk? Ceyar mı?

“Yaa, hala konuşuyor lan, şuna bak hele!”

”Ne sandın sen beni hıı?  Dut yemiş bülbül mü?”

Mehmet, yanındakilere dönerek;

”Oğlum Musa (Arıcı), amcaoğlu (Öksüz Mehmet) şahitsiniz siz de;  bu gün dövüş günü, dövüş var bugün."

Musa’yla Öksüz Mehmet; “Haklısın Metmet, dövmelisin onu, kafamıza bilerek taş attı bu kız“ dercesine kafa sallıyorlar Mehmet’e.

Ben de bizim kızları fişekledim taraftar toplamak için:

"Ayşe (Öz), Türkan (Arslan), Emine (Koç); siz de bana şahitsiniz, tamam mı? Ben de bu koca kafalı çocuğu bu gün döveceğim hem de evlerinin önünde.”

Kızlar bana bakarak gülüyorlar ve hep bir ağızdan “tamam…” diyorlar ama bakışlarındaki güvensizlik içimi deliyor.

Mehmet, Musa Arıcı ve Öksüz Mehmet bana; “Huriye, sana bu gün gününü göstereceğiz” der gibi tehditkar bakışlar fırlatarak önümüzden postallarını sürüye sürüye ve okul bahçedeki kırmızı toprağın tozunu dumana katarak sınıfa koşuyorlar.

Arkalarından biz dört kız bu tehditkar havayı aramızda konuşarak sınıfa biraz geç giriyoruz. Ben hemen lobi faaliyetlerine başlayarak yanıma yandaş ve destekçi toplamaya başlıyorum. Karşı grubun da benden kalır farkı yok. Aynı siyasi politikayı güdüyorlar. Bu dövüş sanki kızlar ve oğlanlar dövüşüne dönüşecek gibi bir hal alıyor.

Bu tartışmanın çıkış nedeni ise “Garlangıç, Gurlangıç, Kundurabiç, Kırk üç” adlı kız oyununu oynarken elimizden kaçan taşın sekmesi sonucunda bütün domino taşlarının yerinden oynamasıyla dengelerin bozulması sonucunda oluşuyor.

Ahmetler ilkokulunun üst bahçesinde kızlar oyun kurardı, alt bahçesinde de ayaklarında genellikle patlak bir plastik topun peşinde koşturan erkek öğrenciler. Ben ve arkadaşlarım Ayşe Öz, Türkan Arslan ve Emine Koç, kız oyunu olan “Garlangıç” oyununa başlamış ve oynuyorduk.

Bilgisayarların ve atarilerin henüz keşfinin yapılmadığı o dönemlerde biz Ahmetlerli çocuklar fakir olsak da kendi oyunlarımızı keşfederek oyun alanında inanılmaz çığırlar açıyorduk. Kısa sürede kız öğrencilerin ve erkek öğrencilerin arasında kan davasına dönüşen bu olaya neden olan oyun da kız öğrencilerin keşfiydi ve genellikle kızlar arasında oynanıyordu.

Oyunda benim sıramı Charles Dickens’ın Antikacı Dükkanındaki küçük Nell’in dedesinin kumar oynarkenki sabırsızlığını aratmayan aceleci hareketimle  ellerimi ovuşturarak sıranın bana gelmesini büyük bir heyecanla beklemiştim.  Elime aldığım saydam ve kenarları yuvarlak ırmak taşını önümdeki çam kozalağına vurmak için hızlı bir şekilde fırlatmıştım. Kozalağı sekerek geçen taş, alt bahçede büyük sınıfların futbol maçını izleyen Musa Arıcı ile Öksüz Mehmet’in ortasında oturan Koca Osman’ın oğlu Mehmet Kocaakça’nın tam kafasına isabet etmiş ve onun Akç’el damarını delice zıplatmıştı. Ama onun hesaba katmadığı bir nokta ise onda bulunan Akç’el damarından bende de olmasıydı. Ona sonsuz özgüven sağlayan kanın aynısı benim damarlarımda akıyordu. Aslında o ne kadar sıracalı ise ben de o kadar sıracalıydım.

Mehmet’in düello çığlıklarına küçücük ve bir serçe gibi sınıfın en çelimsiz öğrencisi olduğum gerçeğini unutarak büyük bir cesaretle evet demiştim. Okulun bitiş zilinin çalmasıyla birlikte arkadaşlarıyla koşarak Memed Ali Gocanın evinin önünde beni ve arkadaşlarımı beklemeye başlamıştı iri yapılı, sinirli ve kararlı çocuk. Kara önlüğünü çıkarmış, kollarını sıvamış dövüşe tam konsatre olmuş bir şekilde yandaşlarıyla birlikte beni bekliyordu.

Ben de önlüğümü çıkardım çantamı kızlara bıraktım ve bir adım öne geldim.  Karşımda gördüğüm çocuk önce beni bakışlarıyla korkutarak arenayı bırakmamı istiyor gibiydi. Ben çelimsiz ama yüreği kocaman küçük kız buna izin vermemiş ve kavga için ona laf bile atmıştım. Aslında tamamen olayı psikolojik bir savaşa döndürerek onun arenadan çekilmesini bekliyordum. “Gel de dövsene korkak” diyerek onu kızdırmış ve bana saldırmasını adeta teşvik etmiştim.

Onu destekleyen erkek öğrenciler savaş naraları atarcasına “Mee-med Mee-med...”  diyerek onu cesaretlendirerek adeta kendilerinden geçmişlerdi hep birlikte.

Mahalleyi ayağa kaldıran bu koronun sesini duyan Ayşe teyze tahta çardağa çıkarak durumu anlamış ve koşarak yanımıza gelmişti. Tam bana saldıracak olan Mehmet’i kolundan tutmuş “Uşak siz delirdiniz mi?  Dövüş mü olurmuş hiç” diyerek Mehmet’e ve bana kızarak bizi ayırmış ve muhteşem dövüşümüzü başlamadan bitirmişti. Dövüş sahnesini izleyemeyen izleyici grubu yeni bir slogan olan “tüh ya nerden çıktı bu Ayşe teyze” cümleleri her iki tarafın yeni nakaratı olmuştu. Bu başlamadan biten kavga her ikimizin de için de kalmıştı.

Belki onunla bir kavgada dövüşmedik ama bu kavga sayesinde aynı kökten geldiğimizin bilincine vararak güzel bir dostluğun temelini bilmeden de olsa  attık o gün. Ortaokulda devam eden bu  dostluk ve arkadaşlığımız bu günlere kadar geldi.  Tıpkı Türkan Arslan gibi Mehmet Kocaakça da dostluğunu  ve cömertliğini  sadece bir arkadaşıyla değil bütün değer verdiği dostları ve sevdikleriyle  paylaşmaktadır.  Ona Akç’el’den ve Pantır El’den miras kalan bu güzel özelliklerini  yüreğinde bir arma, yüzünde dostluğunun tebessümü olarak ölünceye dek taşımasını  dilerim.

Temelleri Ahmetler İlkokulunda atılan bu dostluk ve kardeşliğin ömür boyu süreceğinden hiç kuşkum yok. Ne de olsa her ikimiz de Akça’nın sıracalı torunlarıyız…

Şişt size bir sır vereyim mi? Ayşe teyze, yani annesi olmasaydı,  onun Pantır inadı beni orada parçalardı valla… Ama laf aramızda kalsın…

 

Yorumlar